5 June 2026
  • “Dünya’nın Jeopolitik Denkleminde Türkiye’nin Konumu”

    “Dünya’nın Jeopolitik Denkleminde Türkiye’nin Konumu”

    Türkiye siyasetinin önemli isimlerinden Esen Ermiş Ertürk katıldığı televizyon programında uluslararası sistemde yaşanan dönüşümleri ve Türkiye’nin değişen jeopolitik rolünü değerlendirdi.

    “Türkiye’nin jeopolitik konumunu konuşurken artık yalnızca haritaya bakmak yeterli değil. Çünkü devletlerin uluslararası sistemdeki ağırlığını belirleyen unsur sadece bulundukları coğrafya değil, o coğrafyanın sunduğu avantajları ne ölçüde stratejik etkiye dönüştürebildikleridir.Son on beş yılda yaşanan gelişmeler bu gerçeği açık biçimde ortaya koydu. Suriye iç savaşı, Doğu Akdeniz’deki rekabet, kitlesel göç hareketleri, Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’de yaşanan insani kriz, İran ile İsrail arasında yükselen gerilim ve NATO’nun değişen güvenlik yaklaşımı… Türkiye bu başlıkların tamamında doğrudan veya dolaylı şekilde etkili olan ülkeler arasında yer aldı.

    Bu nedenle Türkiye’yi yalnızca bir köprü, transit ülke ya da sınır devleti olarak tanımlamak günümüz gerçekliğini açıklamaya yetmiyor. Türkiye artık krizlerin çevresinde konumlanan değil, krizlerin yönetiminde, bölgesel dengelerin oluşumunda ve diplomatik süreçlerin şekillenmesinde rol oynayan ülkelerden biridir.

    Rusya-Ukrayna savaşı bunun en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Karadeniz’in güvenliği, Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması, tahıl koridoru girişimleri ve taraflarla eş zamanlı temas kurabilme kapasitesi Türkiye’yi savaşın dışında kalan ancak savaşın diplomatik ve stratejik denklemini etkileyebilen sayılı ülkeler arasına taşıdı.Benzer şekilde Orta Doğu’da da Türkiye’nin etkisi yalnızca askerî kapasitesinden kaynaklanmıyor. Enerji hatları, ticaret koridorları, savunma sanayii, göç yönetimi, diplomatik temas ağları ve arabuluculuk girişimleri Ankara’nın bölgesel ağırlığını artıran temel unsurlar arasında bulunuyor.

    Bu çerçevede Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi ayrıca dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor. Avrupa güvenliğinin yeniden tanımlandığı, ittifakın geleceğine ilişkin kritik başlıkların tartışıldığı bir dönemde zirvenin Ankara’da düzenlenmesi, Türkiye’nin güvenlik mimarisi içerisindeki konumuna ilişkin önemli bir gösterge niteliği taşıyor.Ancak Türkiye’nin stratejik önemini yalnızca bir zirveye ev sahipliği yapmasıyla açıklamak mümkün değildir. Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş güvenlik kuşağının merkezinde yer alması Türkiye’yi uluslararası stratejik hesaplamaların vazgeçilmez unsurlarından biri haline getiriyor.

    Bugün dünya çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Avrupa güvenliği yeniden şekillenirken Orta Doğu yeni kırılganlıklarla karşı karşıya kalıyor. Aynı anda ABD ile Çin arasındaki rekabet Hint-Pasifik bölgesinde derinleşiyor; enerji güvenliği, kritik madenler, teknoloji alanındaki mücadeleler ve tedarik zincirleri küresel siyasetin temel gündem maddeleri arasında yer alıyor.

    Türkiye bu dönüşüm sürecinde yalnızca gelişmelerden etkilenen bir ülke değil; aynı zamanda gelişmelerin yönünü etkileyebilen aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Avrupa, Karadeniz, Akdeniz, Kafkasya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunması Ankara’ya benzersiz bir stratejik hareket alanı sağlıyor. Bu nedenle Washington, Moskova, Brüksel, Pekin ve bölge başkentlerinde yapılan değerlendirmelerde Türkiye artık yalnızca izlenen değil, hesaplamalara dahil edilen ülkeler arasında yer alıyor.

    Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin önemi büyük ölçüde bulunduğu coğrafyadan kaynaklanıyordu. Günümüzde ise coğrafi konumun yanı sıra savunma sanayiindeki gelişim, diplomatik esneklik, ekonomik bağlantılar ve bölgesel krizlerde üstlendiği roller de Türkiye’nin uluslararası ağırlığını belirleyen temel unsurlar arasında bulunuyor.

    Önümüzdeki dönemde dünya siyasetinde tartışılacak temel sorulardan biri Türkiye’nin nerede bulunduğu değil, şekillenmekte olan yeni uluslararası düzende ne ölçüde etkili olacağı olacaktır.”

     

    Bir yanıt yazın