Siyaset bilimci Esen Ermiş Ertürk, Yemen’de Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırısını değerlendirirken, bunun Husilere yönelik bir operasyon değil, koalisyon içindeki çıkar çatışmasının sahaya yansıması olduğunu söyledi.
Ertürk, Birleşik Arap Emirlikleri destekli Güney Yemenli ayrılıkçı yapı olan Güney Geçiş Konseyi (Southern Transitional Council – STC)’nin kontrolündeki Mukalla Limanı’nın hedef alınmasının kritik bir eşik olduğuna dikkat çekerek, saldırının gerekçesinin BAE’deki Fujairah Limanı’ndan izinsiz çıkan iki geminin limana silah ve savaş aracı indirmesi olarak açıklandığını hatırlattı.
Suudi Arabistan’ın uzun süredir STC’yi sınırlı ve yönetilebilir bir yerel sorun olarak tolere ettiğini belirten Ertürk, “Ancak doğu Yemen’de, İran etkisinin zayıf olduğu ve Suudi sınır güvenliği açısından stratejik önemi bulunan Mukalla’da kalıcı lojistik altyapı kurulması, bu ayrılıkçı yapının artık bir ‘devletçik’ aşamasına geçtiğini gösterdi. Riyad bu nedenle müdahaleyi geciktirmedi” dedi.
Ertürk’e göre BAE’nin yaklaşımı ise Yemen’i güçlü ve birleşik bir merkez yerine, limanlara ve kıyı hatlarına dayalı, kendisine bağlı yerel aktörler üzerinden yönetilebilir kılma stratejisinin bir parçası. Bu stratejinin Suudi Arabistan’ın birleşik Yemen vizyonuyla doğrudan çeliştiğini vurguladı.
Zamanlamanın tesadüf olmadığını ifade eden Ertürk, BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararının izinsiz silah sevkiyatını açık biçimde yasakladığını, buna karşın küresel gündemin Yemen’e odaklanmadığını ve Husilerle cephede nispi bir denge bulunduğunu belirtti.
Açıklamasında Türkiye’nin tutumuna da değinen Ertürk, Türkiye’nin her zaman Yemen’in toprak bütünlüğünden ve meşru devlet yapısından yana ilkesel bir çizgi izlediğini söyledi.
Ertürk son olarak, “Uluslararası gündemin Gazze, Ukrayna ve Kızıldeniz başlıklarına yoğunlaştığı bir dönemde Yemen krizinin arka planda kalması, bu tür hamleleri hızlandırıyor. Bu nedenle başta Gazze ve Ukrayna olmak üzere tüm krizlerin adil ve kalıcı çözümlere kavuşturulması, uluslararası sistemin güçlü olanın değil haklı olanın hukukunu savunan bir zemine oturtulması artık zorunluluktur” değerlendirmesinde bulundu.
Merkez Siyaset